Küskünlüğümün sebebi büyük aşklar, ayrılıklar sanmayın. Küskündüm hayata ama bunları yaşayamadığıma. Kafamdaki tabuları yıkıp birisine, seni seviyorum diyemediğime; bir tatlı bakışa “hafiftir” diye yapışmadığıma… İnsanları yaratan Mevla’ya inat edip, yarattıklarının bir kısmını görmezden geldiğim için küskündüm. İnsanları sevmenin, ne olursa olsun sevmenin aslında beni Allah’a götüreceğini anlayamadığım için küskündüm. Mevlana’yı okuyup da “Ne olursan ol gene gel” sözünde kusur aradığım için küskündüm hayata.
Seni sevsem! Çok sevsem. Çok, çok sevsem! Öyle çok sevsem ki, sen koksa özüm, yüreğim. Sen koksa nazım, edam. Gönlüm sen dolsa, benim her şeyim sen olsan. Sende tanısam aşkın ulaşılmazlarını, sende yaşasam hayatımın baharını. Çaldığın yüreğimde saklasam hep seni, hep sana yazsam yazılmamış söylenmemiş sözleri. Hoşgörüyü, tevazuu, aşkı, sevgiyi, hürmeti, kini, dedikoduyu, haramı-helali ve bunun gibi binlerce kelimeyi tekrar tanımlayıp; hayatıma soksam. Sonra Allah’a ulaşsam, kulunun sevgisinde pişip…
“Kendine iyi bak” bir veda degil elveda cümlesidir çogu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasini gizler içinde… “Kendine iyi bak.” Çünkü bundan sonra ben yaninda olmayacagim. Olamayacagim. Istesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmani istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“ “Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden baskasi olmayacak yaninda sana bakacak. Ben olmayacagim. Kendine iyi bak ve beni düsünme. Çünkü ben de seni düsünmeyecegim artik. Arama sakin beni, yazma, çünkü ben yazmayacagim. Sil beni yüreginden, çünkü ben silecegim. Fakat, yasanilan, paylasilan güzel seyler hatirina sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.” “Kendine iyi bak. Aramizda geçen herseye ragmen benden sonra iyi oldugunu bilmeyi tercih ederim. Aslinda bilmem çok önemli degil, iyi oldugunu varsayacagim ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle basbasa, yapayalniz birakiyorum ben. Biliyorum kendini birakacaksin benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslina bakarsan, çok da fazla umursamiyorum.” “Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onlari ayirmak, eti tirnaktan ayirmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok aci vericidir, yürek parçaliyicidir. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine Iyi Bak” gözleriyle ayrilirlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizligine bürününceye kadar…” Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine Iyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tirnaktan ayirmak yerine ölümü yeglerler. Onlar bu aciyi bir kezden fazla kaldiramayacaklarini bilirler. “Kendine iyi bak” derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet degil midir aslinda seni seveni, ihtiyaci olani yüzüstü birakip gitmek. “Kendine iyi bak” derler ve giderler. Seni suskunluga mahkum edip giderler. Seni parçalara ayirip, en büyük parçayi yanlarina alip giderler. Seni senden alip giderler. Daha kötüsü suçlayamazsin onlari tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardir elbet. Suçlatmaz kendini. Savasmadiklari için kizarsin ama suçlayamazsin. Savasmislarsa, yenildikleri için kizarsin ama suçlayamazsin. Yenildigin için kizarsin ama suçlayamazsin… Ayriligin kaçinilmazligina inandirir seni, kendine iyi bak derler ve giderler. Elinden umutlarini, düslerini, sevgilerini alip giderler. Bir tek anilari birakirlar geride, bir de hatirladikça gözyaslarina bogulasin diye unutulmayan nagmeler. Arkalarina bakmadan çekip giderler eger yalniz kalmissan, çünkü insafsizliklarini görmek istemezler. Hersey o saniye orada bitsin, kapansin bu sayfa isterler. Bitti diyemedikleri için, kendine iyi bak derler. Kirildim ve affedemiyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak; derler. Seni istemiyorum artik, hayatimdan çikaracagim ama bil ki hiç unutmayacagim; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Biliyorum çok kanayacaksin ama daha iyisini yapamiyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarini rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktir ve o yara asla kapanmayacaktir, bilirler. “Kendine iyi bak” bir noktadir çogu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansin isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki isik, dudagimdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatima renk katan, sen yüregimdeki çarpinti, sen hayatimdaki nesesin. Sen yolumu aydinlatan, sen dert ortagim, sen gönül yoldasim, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma. Keske böyle yasanmasaydi bazi seyler, keske affedebilsen beni, keske ben de affedebilsem… Keske döndürebilsek zamani geriye. Keske bugünkü aklimizla yasasak herseyi bastan. Nafile… Ama yine de, gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi? Sen eksikken, ben nasil tam olurum? Senden kalan boslugu kimlerle doldururum? Savassak, aramiza giren seytanla olmaz mi? Hani büyük asklar her türlü engeli asardi, hani gerçek dostluklar her sinavi geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanirdi? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek degerler vardi? Hani en büyük zaferler, en kanli savaslarin ardindan kazanilirdi? Bunlarin hepsi yalan mi? Sahiden…, gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi?………. Peki o zaman… Senin istedigin gibi olsun… Öyleyse…Sen de Kendine Iyi Bak. “Kendine iyi bak” derler, kursunu kafana sıkıp giderler…
Bir anıma bakar her şey. Her şey bitebilir, fişi çekebilir, sahneden inebilirim. İstersem yapabilirim. İstediğim çok şey var yapamadığım… İstersem yapabilirim, biliyorum… Kalmak da elimde, gitmek de. Ben hep kalıyorum, öylece kalakalıyorum… Kendimle, saçma sapan bu düzenle, bana biçilmiş rollerle tepişiyorum. Kendim seçtim hepsini, suçluyum, şimdi vazgeçebilir miyim? İtirazı olan varsa konuşmasın, sonsuza kadar sussun! Bende yıkık dökük bir şeyler. Dudaklarım yayılıyor iki yana. Sizin oralarda ne diyorlar buna? Gülümseme mi? Hah! İşte ondan var 24 saat dudaklarımda. Ya içimi soran? Yok! Sorsa da benim cevap vermeye takatim yok!
Ooooo bende artık neler neler yok! Umut… Sevinç… Aşk… Mutluluk… Sahici bir şeyler arıyorum, o da yok! İnanmayı çok istedim somut bir şeylere, birilerine. Gel gör ki eksildim, kırıldım, parçalarımı kaybettim. Hepsi mi fos çıkar! Hepsi mi yarı yolda bırakır adamı. Valla ben o depresiflerden değildim, sonradan oldum. Bu yazı bana ait, bu yazı benden, bu yazı kalbimden… Kimse karışmasın, telefonlarım çalmasın, bu yazı içimden. Sevilmeye ölesiye ihtiyacım var. Ya sevmeye halim? Yok
Bir dolu sözüm var. Sözüm ona, kurallarım var. Hepsi yalan. Sığınacak bir kucak, benim için çarpan bir kalp tüm ihtiyacım. Her gece karşıma dizilmiş sırıtıyor pişmanlıklarım. Özledim, çok özledim de bulamıyorum neyi özledim… O kadar uzakta ki her şey, o kadar giremiyor ki içime, o kadar kopuk ki, neyi özlediğimi bile unuttum. Bu dünyanın prensiplerinden, tükenmez iştahından, samimiyetsizliğinden bıktım. Olmadı…
Ben kaldım, o kalmadı. O tüm sahteliklerini, numaralarını, acılarını, kanırtmalarını bana bıraktı. Hepsi üstüme yapıştı, çıkaramıyorum. Bu kokuşmuşluğun içinde sadece tek cevap vardı aradığım. Ben ondan çoktan gitmiştim… Ama bilmeliydim sevdi mi? Ne saflık ama… Buralarda kimse kimseyi sevmez ki!
Sıcak bir gülümsemeye, etli bir ‘Seni Seviyorum’a, hissederek terli terli sevişmeye tavdım oysa… Korkarım ben bu sahteliklere az kaldım. Güzel bir yüz ve vücuttan daha fazlasıyım… Anlatamadım. İçime giren adamlar gerçekten içime giremediler bir an bile… Tenime dokunanlar gerçekten dokunamadılar. Kimse isteyerek silmedi gözyaşlarımı. Kimse egosunu okşamak için değil de, özlediği için yana yakıla çalmadı kapımı. Benim böyle olmamam gerekirdi değil mi?
Hayatın bu kadar zalim olmaması… Bir telefon yok beklediğim. Bir ses çıkmıyor duymak istediğim. SMS’lerle sınırlandırılmış aşklarımız. Anlık zevklere satılmış duygularımız. Farkında mıyız? Kovala, kovala, amaçsızca savrul oradan oraya. Bu muyuz ya? Bu mu küçükken özendiğim şey? Bu muydu beni bekleyen? Böyle olmamam gerekirdi… Kocaman hayallerim vardı. Yüreğimde bitmeyeceğini sandığım sevgiler… Şimdi o kız kaçıyor her şeyden, herkesten…
Aldatılmaktan ve kandırılmaktan yorgunum. Özledim çok özledim eski günleri. Yıpranmamış duygularımı, saflığımı, korkusuzluğumu özledim. Herkesi güldürmekten sıkıldım. Çözüm üretmekten daraldım. Benimkisi bozuk pil misali fişe taksan da şarj olmuyor artık. Milletin dini yalan olmuş. Uzaylı istilasını beklemeye gerek yok; dünyanın sonu zaten gelmiş. Kötülük dört bir yanımızı sarmış. Ben bu dünyaya çocuk doğurur muyum anne? Sızlıyorum, inanmak istiyorum anne…
Bir kadeh içki ver bana meyhaneci
Kadehim teni gibi bembeyaz olsun
Öyle bir içki doldur ki
Onun dudaklarının renginde olsunSert olsun içkim meyhaneci
Onu öpüyor gibi başım dönsün
Daha ilk kadehim biterken
Bütün bedenim sarhoş olsun
Sakın kahve ikram etme
Bırak ağrıdan başım çatlasın
Masada sızarsam uyandırmayın
Bu beden yanlızlığa artık alışsın
Onca aldanışın emanetiydi sözlerime sanki aptallık ve cümlelerimde olmayan kayıp bir cümleydi hasret…Dillendirmeye korkuyordum, napmalıydım ki? Evrim teorisini dogrulayan ilk insandım 20. yüzyılda, değiştiğini gözlemleyerek bu sisli yolda…Umursamamayı ögrendim bu aralar, kalbim şikayet ettikçe ben gaddar bir patron misali umursamıyorum artık, haykırışların anonim olduğu bu dönemlerde sessizliğe cekiliyorum apansız…Başka bir dünya istiyorum artık, dilekçe veriyorum tabiat anaya beni nüfüsündan çıkarsın diye, ama Tanrı veto ediyor..Yine kalıyorum milyarların kalabalığında, bir başıma…
Söyleyin Sevdigim Nerde
Issız Sokaklar
Derdime Care Bulun
Issız Sokaklar
Sevdigimi Benden Siz Aldınız
Issız Sokaklar
Sevdigimi Benden Siz Çaldınız
Issız Sokaklar
Sevdigimi Bana Geri Verin
Issız Sokaklar
Care Bulun Bu Derdime
Issız Sokaklar
Ben Severken Siz Caldınız Onu
Issız Sokaklar
Geri Verin Sevdigimi Bana
Issız Sokaklar
Bir Sevdigim Vardı ;
Bir sevdigim vardı,herseyden sakındıgım,elini tutmaktan korktugum
onu incitmekten korktugum.Geceleri Rüyalarıma girmesini beklerdim
sabah kalktıgımda onu yanımda gormeyi istedigim ugrunda yasamayı
goze aldıgım sevgilim vardı.Onun icin yüregimi ortaya koydugum,sevgimi
sınırsız gösterebiligim.gurumu onun icin ayaklar altına aldıgım bir kisi
vardı.Agzında Seni Seviyorum,Sana Asıgım,Beni Bırakma düşmeyen sevdigim vardı.
Ta ki Bİr sabah kalktıgımda onu yanımda gormedigim ana kadar.
Gunler gecti,aylar gecti onu düsünmekten haftalarca uykusuz kaldım,
belki döner diye gözlerim pencereden yolun ucuna bakıyordu belki döner gelir diye.
Ama Gelmedi.Gururumu ayaklar altına serdim,hayatımı degistirdim onun icin,
ama o ne yaptı cekti gitti.
Artık Sevdigim Yok ;
Artık sevdigim yok çünkü bu yalan dünyada sevip ne olucak dedim kalbimi kilitledim.
Artık sevmiyorum onun hatıralarını,resimlerini onunlailgili herseyi ben o gece yakmıstım.
O gece sabahlara kadar agladım,sabahlara kadar ictim,peki ne oldu degerimi bilmedi gitti.
Gitsin artık dönsede umrumda degil cünkü ben kalbimi onun gibi serefsizlere kapattım.
Melih GÖKAY
Seviyordum, diyemiyordum…
Gözlerim söylüyordu, anlatamıyordum…
Sessiz çığlıklarımı sana duyuramıyordum…
Ama seni sevdiğimden haberin olmuş,
Sana yazdığım şiir, tüm cesaretini toplamış
Her yerde seni aramış,
Ve gözlerimin baktığı yerde seni bulmuş,
Seni ne kadar çok sevdiğimi sana haykırmış…
Ve sende onu dinlemişsin…
Onu o güzel ellerinin arasına almış,
Gözlerini onun her harfinde gezdirmişsin,
Sanki, sana olan aşkımla dolu yüreğimin her zerresine
Gözlerini nakşeder gibi bakmışsın…
Ve o an, sana olan duygularım karşısındaki çaresizliğimi
ta içim de hissettirmişsin…
Dokunduğun, uzunca baktığın
Gözlerinin güzelliğini bıraktığın,
Bir kağıt bile olamayışımı hatırlatmışsın…
Ama ben seni seviyordum, diyemiyordum… bir kağıt parçasına
Sana olan sevgimi anlatıp, ona senin aşkınla can verip
Sana ulaşmasını sağlayabiliyordum…
Yine de, seni seviyorum, diyemiyordum…
Çünkü korkuyordum, bana dokunmayacağını biliyordum ama
Bana uzunca bakmayacağından,
Gözlerimden sana olan aşkımı okumayacağından korkuyordum…
Korktukça da yazıyordum…
Hani şair sevdiğinin adını yoldaki taşlara yazmış,
buğulu camlara resmini çizmiş ya…
Bende sana olan aşkımı yine sana yazdım,
Gözlerini yüreğime çizdim, adını aklıma kazıdım…
Ama seni görmesinler, adını bilmesinler diye
Ne resmini çizebildim, ne de adını yazabildim kağıtlara…
Sadece sana olan sevgimle can verdim onlara,
Ta ki, uçupta gözlerimin sana baktığı yere konup,
Benim yerime sana bakıp, “seni seviyorum” desinler diye…Bonsai
YETİNEMİYORUM
Değmesin ellerime ellerin
Bakma bana seviyormuş gibi
Duymak istemiyorum yalan sözlerini
Git gidebildiğin kadar uzağa
İstemiyorum seni
Bakma bana anlamlı gözlerle
Seni seviyorum deme
Bakarak gözlerimin içine
Git gidebildiğin kadar uzağa
Görmeyeyim seni
Söyleseydin keşke
Seni sevmiyorum
Unutamadığım var
Sevmeye çalışıyorum
Ama olmuyor
Seni de aldatmak istemiyorum
Deseydin
Git gidebildiğin kadar uzağa
Hissetmeyeyim seni
Duymayayım sesini
Hatırlamayayım anıları
Anlamıyor musun?
Unutmaya çalışıyorum
Ne kadar çok sevsem de
Ruhun başkasına aitken
Boş bir bedenle yetinemiyorum!!!
nesrin kurabay (yani ben )